News - Press 25/May/2010
The Kulture and Art of Istanbul
 Bir akşamüstü, eve dönerken, ara sokaktaki bir kargo şirketine iş başvurusu yapmak için içeri girdiğimde, tozlu kargo paketlerinin arasında gördüm ilk olarak ‘’Tanrılar Okulu’’ kitabını… Birkaç gün sonrada daha önceden hiç tanımadığım ve İstanbul Kültür Sanat sayfa yöneticisi olmam nedeniyle tanıştığım biri tarafından okumam için bana gönderildi. Kitabı okumaya başladığım günlerdeyse, daha önceden tanışmadığım, yazarın asistanın bana gönderdiği ileti beni oldukça şaşırtmıştı. Çünkü kitabın yazarı Prof. Stefano D’Anna ertesi gün İstanbul’a geliyordu.
Bu kadar kısa sürede gelişen tesadüfler zinciri sonunda, Ritz Otel’in Club katında görüştüğümüz Prof. D’Anna; okuyucularının büyük bir kısmının kitapla ilginç tanışma hikâyeleri olduğunu söyleyince şaşkınlığım daha da artmıştı … Tıpkı röportajımızı bitirdikten sonra, fotoğrafımızı çekmek için gönüllü olarak yanımıza gelen ve kendisiyle tanışan Jack gibi… Kim bilir belki hayatınızı değiştirmek istediğinizde bir gün sizi de ziyarete gelir…
-‘’Tanrılar Okulu’’ kitabınızda; ‘’Dreamer ve öğretileriyle karşılaşmamış olsaydım ne bu kitap olurdu, ne de bir satır yazabilirdim’’ diyorsunuz. Dreamer’la gerçek anlamda ne zaman nasıl karşılaştınız?
- Kitabın İlk bölümünde bu tanışmamızdan, bahsediyorum. Çok zor bir dönemimde tanıştım. O bölümde şöyle bir şey diyor; ‘’en zor, en dipte olduğunuz, hayatınızda, bir çıkış yolu, bulamadığınız ve hiçbir çözüm üretemediğiniz bir dönemde Dreamer gelir ve sizi bulur’’. ( Sizin kitapla tanışmanız da bu dönemlerden birinde olmuş ) Size olan şey de aynı dönemde olmuş.
-Yani bana olduğu gibi, kitap kendisi mi buluyor okuyucuları?
-Kitap en kötü zamanınızda, çıkış yolu bulamadığınız zaman karşınıza çıkıyor. ‘’Çıkış yolu zaten bana da bu şekilde geldi, ben kitabı açtığımda da bunu okudum’’ diyebilirsin. Aslında iyi bir örnek olabilir okumayanlara ‘’kitap beni nasıl bulabilir’’? Kitap seni buluyor, sonuçta, kitap kendisi ile karşılaştığın o şubede görünmeyen bir durumdaydı, beni görsün (yani seni ) diye duruyordu. Bu çok güzel bir soru, tüm üyelerine kitapla nasıl tanıştıklarını sorabilirsin. Çünkü hepsinin çok enteresan hikâyeleri var. Hiç kitap okumayan biri, bir kitapçıya gidiyor ‘’ne okusam’’ diye bakıyor yukarıdan kafasına kitap düşüyor, ‘’bunu okumam lazım’’diyor ve alıp okuyor. Çok özel bir kitap. Tüm bu yorumları alıp, bir derleme yapmak istiyorum. Çok sürpriz cevaplar göreceksiniz. Herkesin farklı ilişkisi var kitapla, anısı olan ve hep hatırlanabilir bir şey.
- Kitabınızda; ‘’Ne düşlerseniz o olur’’ diyorsunuz, tek başına düşlemek yeterli mi?
-Çok önemli, çok hassas bir konu bu. Dreamer’ın öğretilerinden biri. Biz düşlediğimizi zannediyoruz ve düşlediklerimizin de gerçekleşmediğini ya da nasıl gerçekleştirebileceğimizi düşünerek endişe ediyoruz, oysa hayatımızda yaşadıklarımızın hepsi zaten bizim düşümüz. Çünkü ne düşlediğimizi bilmiyoruz. ( Mutsuz ve işsiz olan biri benim düşüm nasıl gerçekleşecek , ben neler düşlemiştim ama ne durumdayım diye sorar kendisine ama aslında bir kişinin şu anda işsiz ve mutsuz olması zaten kendi düşü..Bizler düşlemesini bilmiyoruz bizler kâbus kuruyoruz. ) İnsanlar düşlediğini zannediyor ama aslında düşlemiyorlar sadece dilekte bulunuyorlar. Onların gerçek düşü aslında bilinmiyor. İnsanlar hasta olmayı, fakir olmayı düşlüyorlar ve zor bir hayata sahip olmayı düşlüyorlar. Kendini bil, kendini tanı, gerçekten ne düşlediğini bil, diyoruz. Gerçekten ne düşlediğini bilirsen, farkına varırsan, o zaman düşünü değiştirebilirsin. Hayatından memnun değilsen, hayatını değiştirmek istiyorsan önce düşünü değiştir. Çünkü hayatın tıpkı senin düşlediğin gibidir aslında.
-Düşlemek ve istemek arasındaki fark nedir? İnsan nasıl doğru düşleyebilir?
- Spesifik bir şeyi düşlemekten bahsetmiyorum; bir ev, bir araba, bir eş veya bir çocuk sahibi olmak düşlemek değildir. Düşlemek; oluştur, ruh halinizdir. Özgürlüğü düşlemek; korkudan, üzüntüden, endişeden, olumsuz duygulardan özgür olmak demektir. Bu haldeysen yani bu şekilde düşleme halindeysen ancak, hayatında gerçek şeyler olmaya başlar. Hayatından gitmesi gerekenler düşer gider kaybolur, önemli olan ise sizin duruşunuzdur. Hayatında sahip olmak istediğin bir şeyi düşlemek demek; aslında istemek, arzulamak demek. Ama biz düşlerken, sahip olamayacağımız şeyi de arzularız. Çünkü düş, her zaman gerçekleşir. Ama arzu, istek hiçbir zaman gerçekleşmez. Bazılarının gerçekleşmesi hali bizim için daha da kötü olabilir ileride. Piyangodan para kazanan insanların kaderi gibi mesela… Düşlemek bir şey düşlemek gibi değil, çok özel şartlarda her zaman oluşumuzu koruyabilmektir. Oluşumuzu iyi şartlarda tutup o şekilde yaşamak demek. Korkuda olduğumuz müddetçe düşleyemeyiz, düşlediğimiz zaman ise korkuda olamayız. Korkusuz olmak çok özel bir durumdur.
-Düşlemek için ne yapmalıyız?
-Herkes arzulayabilir, herkes bir şey isteyebilir, bu hiç zor değildir, zor olmayan her şey de ucuzdur. Herkesin yaptığı bir şeyin değeri yoktur. Bizlerin bu isteme ve arzulama halinden çıkmamız lazım. Çünkü bu, herkesin içinde yaşadığı bir durum. Bu düşleme dediğimiz duruma girebilen çok az insan bulunmakta, zira bu çok özel bir çalışma ve dolayısıyla da özel bir görev gerektirir. Arzuladığın ve istekte olduğun zaman acı içerisindesin demektir, çünkü istediğin her ne ise, bir bakıma ona sahip olamama korkusu içindesindir. İstediğine sahip olursan onu nasıl koruyacağının ve kaybedeceğinden endişe duyman da ise ayrı bir korku duygusu yaratır. Düşlemek demek zamandan bağımsız olmak demektir. Ancak zamandan bağımsız olduğunda düşleyebilirsin. Kendimizi izlediğimizde acı içinde olup olmadığımızı görebiliriz, acıda isek zaten düşte değiliz demektir. Dreamer’in bana öğrettiği bu düşleme hali içinde olabilme öğretisini hala çok ağır bir şekilde çalışıyorum. Düşleme halinde olarak aslında ‘’power of doing’’ dediği ‘’yapmanın gücünü’’ yaşıyor olacaksınız. Yani arzu eden ve isteyen insanların hiçbiri bir şey elde edemezler. Ama düşleme halindeysen, o yapma gücüne sahipsindir. Hayatında gerçek olanlar kalır, onun dışındakiler de kaybolur gider. Hristiyanlıkta Amen ‘’ olmasına izin ver’’ demek. ‘’Bunu istiyorum’’ demek yerine, ‘’ben ne olduysam, neysem o olsun’’ denir. İngilizce de I AM (ben) dediği; AIM (amaç) yani ‘’ben düşüm’’demek oluyor.
-İslamiyet’te de tevekkül yani; herhangi bir işte elinden geleni yapıp daha sonrasını Allah'a bırakma’’ var. Bununla ilgili düşüncelerinizden bahseder misiniz?
-Çok önemli bir fark aslında; arzu etmek veya istemek daha önce de dediğim gibi ‘’zaman’’da olur. Düşlemek, ‘’zamansızlıkta’’ olurken; istemek; ‘’zamanda’’ gerçekleşir. Kur’an kelimesinin anlamı da “kur” “an” yani an’ı kur, an’ı yarat, oluştur değil mi? Bunu daha önce düşünmüş müydünüz?
-Hayır, bu şekilde düşünmemiştim.
- Bunu daha yeni buldum keşfettim ben de… Kur’an da zaten, zamansızlığın kitabıdır. Düşleyenlerin kitabıdır. Kur’an; şu anı yarat demektir.
- Kitabınızı okuduktan sonra hayatında çok ciddi değişiklikler olan birileriyle karşılaştınız mı? Bununla ilgili çarpıcı örnek verebilir misiniz?
- Değişiklik hiçbir zaman dışarıdan gelmez. Kitaptan gelmez, hocadan gelmez, bir gurudan gelmez. Değişiklik sadece senin içinden, Özünden gelir ve sen hazırsan da gerçekleşir. Hazır olmak demek çalışmak demektir. Bütün bu illüzyonlardan, arzulardan, isteklerden arınmak demektir. Ve düşleme halinde yaşamak demektir. Zamansızlıkta, korkusuzlukta, acısızlıkta olduğumuzda yani bir düşleyen haline geldiğimizde… Okullar ve üniversiteler nasıl düşlemek gerektiğini öğretmeli, uygulayıcı düşleyenlerin de diploma alması lazım aslında. Bu ülkede de güzel büyük düşleyenler vardı. Atatürk onlardan biriydi. Belki 2-3 düşleyene daha ihtiyacınız var. Müslümanlar da zaten düşleyen bir topluluk olmalı. Kitapları; Kur’an zamansızlığın kitabı olduğu için … Çünkü düşlemek; zamanın olmadığı bir halde olmak, demek. Bu halde olduğunda da ne acı, ne de zorluk çekersin ama eğer acı çekmek istiyorsan geçmişe ya da geleceğe gitmelisin. Kur’an kelimesinin dediği gibi acısız ve korkusuz yaşamanın sırrı: şu anda ve burada olmak. İşte o zaman yapma gücüne sahip olursun.
- ‘’Sadece sevdiğin işi yap’’ diyorsunuz, özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan ve ekonomik krizlerin olduğu ülkelerde bu çok zor değil mi?
-Mutsuz insanların başkalarına faydalı olabileceğini düşünüyor musunuz?
-Hayır, düşünmüyorum.
-O zaman, yaptığın şeyi sevmek durumundasın. Bu da ayrı bir şey. Bu bir dönüşümdür, çünkü sevdiğin şeyi yaptığında sorun yok, zaten keyif alıyorsun ama sevmediğin bir şeyi yaptığında ve onu sevmeye çalıştığında bir dönüşüm başlıyor bu senin ileride yapmak istediğin şeyi de gerçekleştirmene yardımcı olur. Çünkü her şekilde yaptığın şeyi sevmek durumundasın. Hiçbir şeyi sevmeden yapamazsın. O ölü gibi bir şeydir, ya sevdiğin işi yapacaksın ya da onu sevmek için çalışacaksın kendi üzerinde. Kitapta ‘sevgi’ bölümü açıklıyor bu konuyu. Sevgi İtalyanca da ‘’amore’’ demek, amor kelimesinden geliyor, mors ise ölmek demek amore ise ölümsüz oluyor bu durumda. Sevgiye dönüştüğünde bir anlamda ölümsüz oluyorsun. Sevmediğin bir şeyi yaptığın zaman sen aslında ölüsün demek çünkü sevmek yaşamak demek, sevmiyorsan hayatta yaşayan biri değilsin. Evet, bazı insanlar sevmeden de yapabilir ki onlar zombilerdir. Her şeyi yapabilirsin; kitap yazabilirsin, öğretebilirsin, çalışabilirsin, ama her şey yanlıştır ve hiçbir tatminkârlık olmaz hayatınızda. Ondan sonra da dünyayı ve diğerlerini suçlamaya başlarsın. Gerçek sebepler başkalarından veya dışarıdan kaynaklanan şeyler değil, aslında hayatın olmayışı, yaşamsızlık ve sevgisizlikte olan şeyler. Çok büyük bir sır bu ve tam da burnumuzun dibinde aslında. Sevmek; canlı olmak, yaşamak, yani; ‘’ölümsüz olmak’’ demek.
- Kitabınızın ismiyle ilgili okuyucularınızdan olumsuz eleştiriler aldınız mı?
- Ölüm; aslında kitabın ve felsefenin açıkladığı şey. Kitabın esas kaderi okuyucu bulmak değil ama kitabı bulan okuyuculara sahip olmak. Biz, okuyuculara kitabı bulmalarını söylemiyoruz demiyoruz bilakis kitabin hazır olan okuyucularını bulmasını istiyoruz. Eğer kitabı okuyan okuyuculara kitap ile nasıl tanıştıklarını sorarsanız çok ilginç şeyler bulacaksınız. Çünkü orada anlayacaksınız ki aslında kitap onları buluyor. Onlar kitabı değil. Bu kitabın başlığı da zaten bazı insanları dışlıyor. Bu kitap, sadece bazı kişiler için, bazı insanlar için. Bu kitap, hiç kimsenin cesaretini kıracak bir kitap değil. Sen kitabı buldun ama neden bulduğunu bilmiyorsun, sence neden ? Neden bulduğunun farkında olmadan ama bir şekilde çekildin kitap ile tanışmaya, kitabın başlığının Tanrılar Okulu olduğunu bile düşünmeden.
- Dünya büyük bir ekonomik krizden geçiyor, sizce çıkış yolu nedir?
- Krizler her zaman vardır ekonomik hayatın normal gidişatıdır. Önemli olan o krize ait olmamaktır. En kötüsü her zaman oradadır aslında sen orada olmak zorunda değilsin. Bunu anlamak biraz zor, bu yüzden kitap herkese göre değildir. Dreamer her zaman bireyden bahseder. Birey bir kitlenin, bir topluluğun seviyesinde değildir. Herkes krizden acı çekerken ya da sorun yaşarken birey cennettedir. Bunların farkında bile değildir. Esas konu senin özgür olman, bir birey olarak senin kendini fakirlikten kurtarman gerekir. Kendi içindeki savaşı elimine etmen gerekiyor. Eğer kendi içinde savaş yoksa dışarıda da savaşın içinde olamazsın. Kendi içinde, özünde fakirlikten kurtulduğun zaman dışarıda da o fakirliği yaşamayacaksın. Bu binlerce milyonlarca insanın yolu değil bu sadece bireyler için geçerli. Biz genel olarak bireylerden hoşlanmayız çok özel bir konsept. İndividuate, indivisible kelimesinden geliyor o da bölünmez demek . Birey demek, bütün yani bölünemez insan demek. Parçalara ayrılmaz. Öyle bir insan kesinlikle krizde olmaz. Savaşları da yoktur, krizleri de yoktur, fakirliği de yoktur. Bu bir kişi için bir çözümdür on kişi için değildir. Bunu yapabilen birey de kendisi çözüm olur ki iste o zaman başkaları için bir şey yapabilir. Çünkü kendisi çözüm olmuştur.
- Kitabı özetlemek isterseniz birkaç cümleyle neler söylersiniz?
- Kitabın her cümlesi, kitabın özetidir. Herhangi bir cümleyi seç, o kitabın mesajıdır. O cümlede kitabın tamamını bulursun. Bedenimizdeki her bir hücre aslında bütün bir projeye kodlanmıştır. Yaşayan bir organizmadır her bir canlı hücre… Senin bir hücreni alsam, ondan senin gözlüğünü bile bulabilirim, seni bulurum çünkü o senin bütünüdür. Kitaptan aldığın bir cümlede bütün bir kitabı görebilirsin. Kitap o yüzden bir cümleyi binlerce farklı versiyonlarda anlatıyor. Eğer gerçekten beni zorlarsan ve bir şey söylememi istersen “Dünya içten dışa doğru çalışır”.Her çözüm, her iyileşme içten gelir. Gerçek dediğimiz dünya ise, bunu takip eder. Zaten bu yüzden dünyayı değiştirme gücümüz var. Yoksa bir şansımız olmazdı. Odanın bir köşesindeki kadın veya erkek bu dünyayı değiştirebilir. Düşleyen olabilir, Dreamer olabilir. Düşleyen hiçbir zaman işsiz olamaz. Çünkü onun esas işi dünyayı tamir etmektir. Ancak kendinizi iyileştirdiğinizde dünyayı iyileştirebilirsiniz. Doktorsan önce kendini iyileştir. Ama bizler dünyayı ve insanları iyileştirmeye çalışıyoruz kendimizi iyileştirmeden önce. Sen insanların saçını uzatmak için yardımcı oluyorsun ama kel biri olarak, kendi saçını uzatamıyorsun. Ekonomi profesörleri zengin olmanın yollarını öğretiyorlar ama kendileri fakirler. O yüzden doktorsan kendini iyileştir.
- Okuyucularınıza sayfamız aracılığıyla iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?
- Önümüzdeki günlerde okuyucularla buluşmak için bir program yapacağım. Benim için büyük bir mutluluk, okuyucularımla buluşmak. Kitabı okuduktan sonra, sen benim hayatımın bir parçası oluyorsun zaten ve ben de senin hayatının bir parçası oluyorum. Bir gün ayarlayıp bu buluşmayı gerçekleştirmek istiyorum.
Okuyuculardan Gelen Sorular
- Yazarlığı geliştirmek için bir şey yapılabilir mi doğuştan mıdır?
- Ben bir örneğim, yazar doğmuyorsunuz. Söylemek istediğin bir şey varsa yazarsın. Sen kitabı buldun senin de yazacak bir şeyin olur. Oluşundaki en ufak bir değişiklik bütün hayatını değiştirir. Dağları yerinden oynatır. Bu olduğu zaman da bir şey yazarsın ve birçok insana da ilham verirsin.
- Sizce kitabınızı diğerlerinden ayıran nedir? Neden birçok kitabı bırakıp sizin kitabınızı okumalıyım?
- Senin bir seçeneğin olduğunu sanmıyorum çünkü kitap seni seçecek, o yüzden fazla merak etme. Kitabı açtığınızda ilk sayfada bu ‘’kitap ebedidir’’ der. Er ya da geç okuyacaksın. Kitap senin hazır olman için bekliyor.
-İnsan yaşamını düşü olarak kabul ederse düşlediği yaşamı da yaşamaya başladığını farz ederse kendini özgürleştirebilir mi?
- Senin gerçek düşünü kabul ettiğin zaman şikâyet etmeyi, suçlamayı ve işte yani o şikâyeti de suçlamayı da bırakıyorsun. İşte o senin için en güzel işaret düşlediğine dair, farkında oluyorsun hayatın. En önemli işaret hayatını düşlediğin gibi farkına vardığında en büyük işareti suçlamaları ve şikâyet etmeyi bıraktığın zamandır. Çünkü onları bıraktığın anda sorumluluk almış oluyorsun. Kimseyi suçlamıyorsun sadece kendini suçluyorsun. Eğer hayatınızı beğenmiyorsanız da düşünüzü değiştireceksiniz. Çok az insan bunu bilebilir hastalıklarını, korkularını, ya da fakirliklerini düşlediklerini kabul eden çok az insan vardır. Başkalarını suçlamak her zaman daha kolay ve daha iyi bir şeydir bizim için. |
News - Press
Events
Dreams in Blog25/08/2010
12/08/2010
12/08/2010
Newsletter Subscribe/Unsubscribe
|